HAYATİ YAZICI VE ESERLERİ

HAYRETTİN YAZICI VE ESERLERİ

Bu hafta da beklenen bir müjde geldi, Hayrettin YAZICI’nın birbirinden güzel iki eseri ile edebiyat literatürüne katkı sağladı. Hayrettin YAZICI sosyal medyada takip ettiğim birbirinden güzel makaleleri ve şiirleriyle her gün yeni bir bilgi hazinesine, yeni bir ufukla yolculukla geniş bir dünya görüşüne açılmaktayız.

  1. yaptığımız görüşmelerle, instagram üzerinden yaptığımız programla da daha yakından tanıdık, her zaman görüşmemizde kendisine bir an önce bu makale ve şiirlerinin kitaplaşarak kalıcı olması ve okuyucunun birebir okuması sağlanmalı. Çünkü eserler her zaman insanların zamanı geldiğinde, boş kaldığı zaman da, konu hakkında bilgiye ihtiyacı duyduğunda alıp okuması gerektiğini hissettiğinde yararlanır. Oysa sosyal medyada baktığımızda ya da dinlediğimiz de o anda kalıyor ama kayıt altına alınıp kitaplaşırsa istediğin zaman raftan alıp okuyarak bilgilerimize ulaşırız. İşte nihayet “Kırk İlmek” denemeler ve “Paslı Çivi” şiirlerden oluşan iki güzel eserleri ile okuyucuya ulaşmaktadır hayırlı olsun.

Hayrettin YAZICI yıllar önce çıkan “Ateşle Gülüm Sulanır” adlı eserine bende sahaflardan alarak seriyi tamamladım. Ama şu anda yeni çıkan iki eserinin kitap çıkarak biri olarak ve onun da böyle bir teşebbüsünden dolayı teşekkür ederek aynı duyguları yaşayarak aynı mutluluğu yaşamaktayım. Eserlerinin içeriğine gelince birbirinden doyumsuz şiirlerden örnekler bulunmaktadır, şiirlerinde ki temalar yüreğinden gelen sesle çıkan sözlerden oluşuyor. Şiirlerin geniş bir yelpazesiyle o gün aklına düşen hayatın gelişiminde ki olayların şiirleşmesi diye yorumluyorum. Çünkü onun için hayat bir şiirdir derim; hatta makaleleri de yine aynı duygularla yola çıkmaktadır.

Şiiri en güzel kimde tarif eder ederlerse; ben her zaman programlarımda, topluluklarda her zaman aynı görüşü savunurum Hayrettin YAZICI derim. Muhakkak ki şiiri tarif eden birçok şairimiz de öğrendim çünkü şiirin tarifi bitmez bir doyumsuzdur. “Şiir yahut başka bir alanda yazmak, benim için farkına vararak yaşamak anlamına gelmektedir. Kendimizi; bilmek, tanımak, duymak. Çünkü insan, en çok kendisini yazarken keşfeder ve tanır, Bir ağacı, bitkiyi, çiçeği; hortumla yahut bir ibrikle de sulasanız şüphesiz suyunu alır. Ancak, bütün doğanın yağmurla sulanması bambaşka şeydir. Yağmur, her zaman sayamayacağımız kadar bin bir nimet ve rahmeti ile gelir ve yağmur her zaman sudan fazla bir şeydir, şiirse sözden… Bu fazlalığı bize sağlayan şey, düş dünyamız, imge-hayaldir. Şiir, benim dünyamda, acıların adını koymaktır, bir yüzü ile de başka bir iklime taşınarak oradan özgürce ve özgünce seslenmektir. Daha çok hece şiiri yazsam da, biçim anlamında bir inat ve ısrarım yoktur.

Yazdığım şey, eğer gerçekten şiirse, o her biçimde kendisini gerçekleştirecek güce sahiptir. Paslı Çivi, topyekûn hayatın bendeki izdüşümlerinin şiirlerle dile gelmesidir.” Der diye ifade eder.

Böyle hızlı bir şekilde okuyucuya ulaştıran günümüzde yayıncılık sektöründe çeşitli zorluklara rağmen ve yayıncı furyasına karşılık ülkemizin yayıncılık alanında önde gelen “Bilgeoğuz Yayıncılık” kıssa bir zamanda titiz bir çalışma ile birbirinden güzel kitap kapağı ile de ayrı bir dokunuş sağlamış, kaliteli bir baskı ile okuyucularına sunmuştur.

Hayrettin YAZICIYI kendi tanıtımı ile baş başa bırakarak bu iki güzel eserin okur severlerin kütüphanelerinde şimdiden yer ayırmaları ve okumaları temennisi ile kalemine yüreğine sağlık hayırlı olsun.

YENİ DOST VE ARKADAŞLAR İÇİN KISA BİYOGRAFİM

Dünyaya gelirken bana soru sormadılar; nasıl bir yeryüzüne doğacağımı da ben tayin etmedim. Günüm gelince; kurak, yalın, acımasız ve uzun kış gecelerinin çaresizlik ikliminde sütüm mayalanmış ve bir temmuz sıcağında güneşle birlik doğmuşum. Elbette, yükselişim ve düşüşüm güneş gibi olamazdı, o tekti ve onu avutan mehtap gibi bir yavuklusu vardı. 1958 yılında Bayburt'un Söğütlü köyünde doğmuşum, ümit ve sükutu bırakıp hayırlara vesile olsun diye adımı baba annem koymuş; "HAYRETTİN" ve kaderimize uygun bir soy isim miras kalmış; "YAZICI". Her ikisini de sevdim.. Nece hayırlara vesile oldum-olacağım bilemem; ancak kitaba ve kaleme dost bir aileye mensup olmam, soy ismimi anlamlı kılıyor. Bel ki yokluklar içinde, ama, hür bir çocuk olarak doyasıya koştum ve oynadım.. Gözlerim hep göklerde olmuştur. Köyümün karşısında ki dağa, güneşi yakalamak için yola çıktığım da sadece altı yaşındaydım. ilk şiirimi yazdığımda on bir. Şairliğe ve şiire yatkın bir ruhum olduğunu keşfettiğimde on altı, ilk şiirim yayınladığım da yirmi iki.. İlginçtir; komun yerleri hiç sevmezdim, ancak hayatım hep komun yerlerde geçti ! Orta okulu Bayburt vakıflar talebe yurdunda, liseyi yine komun bir yer olan Koçaş Tarım Meslek Lisesinde okudum. 1976 yılında bitirip aynı yıl Kayseri Teknik Ziraat Müdürlüğünde genç bir teknisyen olarak göreve başladım. Gönlüm ve yüreğim hep edebiyat, illa da şiir dediyse de edebiyatla ilgili eğitim yapmam mümkün olmadı. Mesleğimin devamı niteliğinde yüksek okul okudum, bir fakülteyi son sınıfta terk etmek zorunda kaldım ! Erzurum Tekman, Tortum; Samsun Bafra ve halen Bursa Karacabey görev yerlerim oldu. Evet mesleğim ziraat, ben edebiyata aşığım, edebiyat illa da şiir.. Beni çeken şiirin o efsunlu sesi. Günahımla, sevabımla bu ülkenin çocuğuyum. Ruhumla, imanımla, milli kültür ve coğrafyamdan devşirdiklerimle işte buradayım; insan ruhunun inişli-çıkışlı haritasında gezindim; düşman aramaya çıkmadım, ancak, çağımızda kolu çok uzun ,üzgünüm; ülkeler, insanlık.. Dostluk atıl müessese, düşmanlık aktif; dost aleni düşman sinsi.. Düşmanlık bozulan pazarlıklardan, dostluk yarına ve yaşanacak olana doğar... Düşmanlık bölünmeyle çoğalır, dostluk doğumla...Bölünmede bir parçamız kopar acı duyarız, doğumlarda sevinç...Az seviyoruz ve suçluyoruz...Şiir, içimizden bir çağrıdır zamanın iz düşümüne...

Yayınlamış bir kitabım var, ayrıca, bildiğiniz, bilmediğiniz; makale, şiir, araştırma yazılarım...

BİR YÜZÜM SEVDADIR, BİR YÜZÜM HÜZÜN

YALNIZ SENİ SEVDİM EY ! İKİ GÖZÜM

ÖLÜR DE İNAN Kİ, TUTARIM SÖZÜM

TANRIM BENİ SEVDALARA KARMIŞ HEY

DOĞARKEN DE BİR YÜZÜM DE HÜZÜN VARMIŞ HEY

Hayrettin YAZICI

Kadim bir zamana kadem basarak

Gece gündüz yürüyorum durmadan

Tüm geçmişi gözlerimden asarak

Bakıyorum aynaları kırmadan

Hayrettin YAZICI

"Sevdaya değdi kanadın"

Bilmem kaç dilde sınadın

Tarumar bahçeler gördüm

Günün gül olsun ey kadın

Hayrettin YAZICI

HİÇBİR ŞAİR...

"Hiçbir şair, ne kendi ıstırapları, ne de kendi mutluluğu sayesinde, kendi başına, kendi kendine büyük bir şair olup çıkar. Kendi ıstırapları ile kendi mutluluğu toplumsal yaşama, tarihe kök saldığı, böylelikle de kendisi toplumun, çağın, insanlığın bir parçası ve sözcüsü haline geldiği için, her büyük şair büyüktür. Ancak küçük şairler kendi başlarına, kendi kendilerine mutlu ya da mutsuz olup çıkarlar, bu yüzden, ne toplumu, ne de insanlığı ilgilendiren kendi seslerini yine kendileri dinlerler?"

BELINSKI/

Demiş ama büyük, küçük kavramını şairler için kullanmak ne kadar doğru ve anlamlıdır? Şu an düşündüm, bu farklılığın başka bir ölçüsü olmalı/Hayrettin YAZICI


BAYBURT

Bilin dostlar, Bayburt benim İlimdir,
Asırlardır açılmayan
gülümdür,
Her
savaşta yana düşen dalımdır;

Bayburt’u ben, uzaklardan severim;
Yad’a düşer, dizlerimi döverim...

Güneş batar kalasının burcunda,
Alacaklı çıktı
gönül borcunda,
Zihni’nin
gözyaşı vardır harcında;

Bayburt’u ben, uzaklardan severim;
Yad’a düşer, dizlerimi döverim...

Hırçın düşer Çoruh,
zaman daralır!
Her damın altında yürek yarılır,
Harmanın da ekin, dertle karılır;

Bayburt’u ben, uzaklardan severim;
Yad’a düşer, dizlerimi döverim...

Şehit Osman tepesine kar yağar,
Gurbet düğüm atar, gelir gam boğar,
Rahme düşen bebe,
gurbette doğar;

Bayburt’u ben, uzaklardan severim;
Yad’a düşer, dizlerimi döverim...

Kop hıçkırır bilin, ağlar Zigana!
Her asırda boğulurken figana,
Pak oldum Çoruh’ta ben, yuna yuna;

Bayburt’u ben, uzaklardan severim;
Yad’a düşer, dizlerimi döverim...

Zihni’nin dizinde ağlardı
zaman,
İrşadi’de arşa çıkarken duman,
Dostlar Celali’de hal olur yaman!

Bayburt’u ben, uzaklardan severim;
Yad’a düşer, dizlerimi döverim....

 

YETER BİR ŞİİR

Ellerim dolaştı, yüzüm kırıştı

Artık günleri de sayamıyorum

Her şey birbirine nasıl karıştı

Gündüzü geceden soyamıyorum

Hiçbir şey durmuyor eski yerinde

Aradığımı da bulamıyorum

Ya yüksekte her şey, ya çok derinde

Ümmiyim, ne çare, bilemiyorum

Cumamı kutladı sabah birisi

Bense perşembeyi sayıklıyorum

Zamanın da vardır, ölü, dirisi

Bir ömür, ha bire ayıklıyorum

Bütün hesaplarım çıkarken buçuk

Yarılarak, yarım düşmekte zaman

Aklımla, gönlümün arası açık

Ortalık bu yüzden olur, toz-duman

Çektirsem aklımı gidip sigaya

Var mıdır bekleyen bir Molla Kasım

Dört yolun ağzında kalırsak yaya

Gönlümle de şimdi olurum hasım

Gönlüm, aklım ve ben, girip kolkola

Düz etsek dünyanın dört bucağını

Müdane etmeden bir nekes kula

Bulsak sımsıcacık yar kucağını

İstemem ne varlık, ne altın çuha

Benliğimi bana versen yetişir

Ben İsa değilim germe çarmıha

Beni yaşatmaya yeter bir şiir

Hayrettin YAZICI

YORUM EKLE